an online Instagram web viewer

#birkuplecik medias

Photos

Halil Cibran | Ermiş
Ermiş, on iki yıl yaşadığı kentte kendisini doğduğu adaya götürecek olan gemiyi beklemiş. On ikinci yılda gelen gemiye binip Orphalese kentinden ayrılırken geride kalan halka hitap etmesi istenen Ermiş, kent halkının kendisine yönelttiği aşk, evlilik, çocuk, vermek, yemek ve içmek, çalışmak, sevinç ve keder, ev, giysi, almak ve satmak, suç ve ceza, yasalar, özgürlük, akıl ve tutku, acı, kendini bilmek, öğrenmek, dostluk, konuşmak, zaman, iyi ve kötü, dua, haz, güzellik, din ve ölüm sorularına herkes için ders niteliğinde cevaplar veriyor. Dinî mesajlar ağırlıklı olsa da herkesin kendi penceresinden alabileceği, dersler olduğunu düşünüyorum.
▪️”Fakat eğer korkularınızda sadece aşkın huzurunu ve hazzını aramaksa muradınız... O zaman çıplaklığınızı örtüp aşkın harman yerinden çıkın daha iyi. Girin güleceğiniz ama doyasıya gülemeyeceğiniz, ağlayacağınız ama bütün gözyaşlarınızı dökemeyeceğiniz o mevsimsiz dünyaya.”
▪️”Bebesi göğsüne bastırılmış bir kadın dedi ki, bize çocuklardan söz et. O da dedi ki: Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, onlar hayatın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları. Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil... Zira kendi düşünceleri var onların.”
▪️”Çünkü mal mülk, bir gün gerekeceği endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir? Yarın, yarın ne getirir, hacıların ardı sıra kutsal kente giderken, iz tutmaz kumlara kemik gömen aşırı tedbirli köpeğe?”
#HalilCibran #Ermiş
Halil Cibran | Ermiş Ermiş, on iki yıl yaşadığı kentte kendisini doğduğu adaya götürecek olan gemiyi beklemiş. On ikinci yılda gelen gemiye binip Orphalese kentinden ayrılırken geride kalan halka hitap etmesi istenen Ermiş, kent halkının kendisine yönelttiği aşk, evlilik, çocuk, vermek, yemek ve içmek, çalışmak, sevinç ve keder, ev, giysi, almak ve satmak, suç ve ceza, yasalar, özgürlük, akıl ve tutku, acı, kendini bilmek, öğrenmek, dostluk, konuşmak, zaman, iyi ve kötü, dua, haz, güzellik, din ve ölüm sorularına herkes için ders niteliğinde cevaplar veriyor. Dinî mesajlar ağırlıklı olsa da herkesin kendi penceresinden alabileceği, dersler olduğunu düşünüyorum. ▪️”Fakat eğer korkularınızda sadece aşkın huzurunu ve hazzını aramaksa muradınız... O zaman çıplaklığınızı örtüp aşkın harman yerinden çıkın daha iyi. Girin güleceğiniz ama doyasıya gülemeyeceğiniz, ağlayacağınız ama bütün gözyaşlarınızı dökemeyeceğiniz o mevsimsiz dünyaya.” ▪️”Bebesi göğsüne bastırılmış bir kadın dedi ki, bize çocuklardan söz et. O da dedi ki: Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, onlar hayatın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları. Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil... Zira kendi düşünceleri var onların.” ▪️”Çünkü mal mülk, bir gün gerekeceği endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir? Yarın, yarın ne getirir, hacıların ardı sıra kutsal kente giderken, iz tutmaz kumlara kemik gömen aşırı tedbirli köpeğe?” #HalilCibran  #Ermiş 
Paulo Coelho | Simyacı
İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerine hazine aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun yaşam öyküsü. Kitap masalsı bir dille yazılmış, akıcı ve anlaşılır bir öykü. Aynı zamanda bir nasihatnâme olarak da adlandırılıyor. Simyacı’nın dünyanın her yerinde bu kadar çok sevilmesinin nedeninin de kılavuzluk niteliğinden kaynaklandığı düşünülüyor. Simyacı, mutluluğu uzaklarda arasak da bazen çok yakınımızda bulabileceğimizi, hayatın tadına varabileceğimizi anlatan bir kitap.
Kitabın arka kapağında yazan cümleyi de buraya bırakmak istiyorum;
“Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.”
▪️Bir şeye karar vermek, başlangıçtan başka bir şey değildir. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç öngörmediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu.
▪️Deveci yanlarından ayrılınca delikanlı İngiliz’e, “Kervanlara daha çok dikkat etmelisiniz,” dedi. “Dolambaçlı bir yol izliyorlar, ama hep aynı noktaya gidiyorlar.”
“Siz de dünya konusunda daha çok şey okumalısınız,” diye yanıtladı İngiliz. “Kitaplar tıpkı kervanlara benzerler.”
▪️Beni hayatta tutan Mekke’dir. Hepsi birbirine benzeyen günlere, raflara dizilmiş şu vazolara, iğrenç bir aşevinde öğle-akşam yemek yemeye katlanacak gücü veriyor bana. Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak.
Sen, koyunları ve piramitleri hayal ediyorsun. Sen benim gibi değilsin, çünkü sen düşlerini gerçekleştirmek istiyorsun. Oysa benim istediğim, Mekke’yi düşünmek sadece.
#PauloCoelho #Simyacı
Paulo Coelho | Simyacı İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerine hazine aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun yaşam öyküsü. Kitap masalsı bir dille yazılmış, akıcı ve anlaşılır bir öykü. Aynı zamanda bir nasihatnâme olarak da adlandırılıyor. Simyacı’nın dünyanın her yerinde bu kadar çok sevilmesinin nedeninin de kılavuzluk niteliğinden kaynaklandığı düşünülüyor. Simyacı, mutluluğu uzaklarda arasak da bazen çok yakınımızda bulabileceğimizi, hayatın tadına varabileceğimizi anlatan bir kitap. Kitabın arka kapağında yazan cümleyi de buraya bırakmak istiyorum; “Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.” ▪️Bir şeye karar vermek, başlangıçtan başka bir şey değildir. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç öngörmediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu. ▪️Deveci yanlarından ayrılınca delikanlı İngiliz’e, “Kervanlara daha çok dikkat etmelisiniz,” dedi. “Dolambaçlı bir yol izliyorlar, ama hep aynı noktaya gidiyorlar.” “Siz de dünya konusunda daha çok şey okumalısınız,” diye yanıtladı İngiliz. “Kitaplar tıpkı kervanlara benzerler.” ▪️Beni hayatta tutan Mekke’dir. Hepsi birbirine benzeyen günlere, raflara dizilmiş şu vazolara, iğrenç bir aşevinde öğle-akşam yemek yemeye katlanacak gücü veriyor bana. Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak. Sen, koyunları ve piramitleri hayal ediyorsun. Sen benim gibi değilsin, çünkü sen düşlerini gerçekleştirmek istiyorsun. Oysa benim istediğim, Mekke’yi düşünmek sadece. #PauloCoelho  #Simyacı 
•
Ben miyim bu şeylerin sahibi?
Kafamda bir çocuk var, meraksız.
İç âlemim oyuncaktan farksız;
Odam, içime bir ayna gibi.
Bir ışık oyunu var tavanda
Gölgeler seslerle birleşiyor
Ve bir karga beynimi deşiyor
Azaplar kemirdiğim bu anda.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
Bağlanıyor bir iple, bir sürü
Düşünce köyleri birbirine,
Çöküyor her şeyin üzerine
Hülyam boyunca kurduğum köprü.
Ve doluyor sessiz, ordularım,
Durmadan dinlenmeden odama.
Urbam içinde yatan adama 
Hayretle bakıyor dört duvarım.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
Düşüp yatağın dalgalarına
Günlerce sürüyor bu yolculuk,
Durmadan akıtıyor bir oluk
Korkuyu sükûtun mezarına.
Ve delirmenin tatlı vehmini
Sessizlik odama dolduruyor.
Kargam hâlâ başımda duruyor
Bulmak'çün beynin cehennemini.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
Dünyaya tek gelen insan gibi
Atılıyorum bir Hint dağına.
Giriyor kafamın darlığına
Kimsesiz dünyaların sahibi
Gidip gidip gelmede aynı his 
İskeleye ulaşmıyor çima
Dikiliyor ansızın karşıma
Boynum kalınlığındaki ceviz.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
#OrhanVeli
• Ben miyim bu şeylerin sahibi? Kafamda bir çocuk var, meraksız. İç âlemim oyuncaktan farksız; Odam, içime bir ayna gibi. Bir ışık oyunu var tavanda Gölgeler seslerle birleşiyor Ve bir karga beynimi deşiyor Azaplar kemirdiğim bu anda. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yalnızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. Bağlanıyor bir iple, bir sürü Düşünce köyleri birbirine, Çöküyor her şeyin üzerine Hülyam boyunca kurduğum köprü. Ve doluyor sessiz, ordularım, Durmadan dinlenmeden odama. Urbam içinde yatan adama Hayretle bakıyor dört duvarım. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yalnızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. Düşüp yatağın dalgalarına Günlerce sürüyor bu yolculuk, Durmadan akıtıyor bir oluk Korkuyu sükûtun mezarına. Ve delirmenin tatlı vehmini Sessizlik odama dolduruyor. Kargam hâlâ başımda duruyor Bulmak'çün beynin cehennemini. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yalnızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. Dünyaya tek gelen insan gibi Atılıyorum bir Hint dağına. Giriyor kafamın darlığına Kimsesiz dünyaların sahibi Gidip gidip gelmede aynı his İskeleye ulaşmıyor çima Dikiliyor ansızın karşıma Boynum kalınlığındaki ceviz. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yalnızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. #OrhanVeli 
Fyodor Dostoyevski | Beyaz Geceler
Bu kitabın İş Bankası Kültür Yayınları basımında Beyaz Geceler dışında yazarın dört öyküsü daha bulunmaktadır. Hepsi çok hoşuma gitse de ben sadece Beyaz Geceler’den söz edeceğim. Hikayenin ana karakteri olan genç adam sekiz yıldır Petersburg’da yaşayan, gerçek bir arkadaş edinememiş ama bu durumdan da pek şikayet etmeyen birisidir. Her gün Petersburg’un sokaklarınında gezer ve geçtiği sokakları, gördüğü evleri, karşılaştığı insanları arkadaşı sayar. O insanlar mutluysa kendisi de mutlu olur, o insanlar hüzünlü ise kendisi de hüzünlenir. Yaz gelince bütün Petersburg halkı yazlıklara gittiği için bomboş kalan sokaklar bu genç adamı daha da hüzünlü bir ruh haline sokar. Bir gün yine Petersburg’un boş sokaklarında dolaşırken birden şehrin dışına çıktığını fark eder ama geri dönmek yerine bu gezintisine devam eder. Gece yarısına kadar dolaştıktan sonra evine dönerken yolda ağlayan bir kız görür ve yardım etmek isteyerek ona yaklaşır. Bu kızla dört gün sürecek olan sohbetleri ve bu sohbetler ile beraber aralarında oluşan ilişki genç adamın hayatında önemli değişimlere yol açar. Sade ama etkileyici bir öykü olan Beyaz Geceler’i okumalısınız.
▪️”Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?”
▪️”Ya güneş bulutların arasından bir görünüverip tekrar yağmur bulutunun ardına saklandığı için her şey gözümde soluklaşıyordu, ya da gelecek yaşamım olanca sevimsizliği, sıkıcılığıyla bir anlığına gözümün önüne gelmişti: Kendimi on beş yıl sonra yaşlanmış, ama şimdiki gibi aynı odada, aynı yalnızlıkta, yanımda da geçen yıllar boyunca zerre kadar akıllanmayan aynı Matryona’yla görmüştüm.”
▪️”Ama beni kahredişini unutmamak Nastyenka! Senin o berrak, lekesiz mutluluğuna kara bir bulut gölgesi düşürmek; duyduğum acıdan yakınarak yüreğine dert olmak, onu gizli pişmanlıklarla sızlatmak, en mutlu anlarda bile bir parça üzüntüyle çarpmasına neden olmak; onunla kol kola rahibin huzuruna yürürken o kapkara buklelerine tutturduğun narin çiçeklerin bir tanesini bile kırma ihtimali...
#Dostoyevski #BeyazGeceler
Fyodor Dostoyevski | Beyaz Geceler Bu kitabın İş Bankası Kültür Yayınları basımında Beyaz Geceler dışında yazarın dört öyküsü daha bulunmaktadır. Hepsi çok hoşuma gitse de ben sadece Beyaz Geceler’den söz edeceğim. Hikayenin ana karakteri olan genç adam sekiz yıldır Petersburg’da yaşayan, gerçek bir arkadaş edinememiş ama bu durumdan da pek şikayet etmeyen birisidir. Her gün Petersburg’un sokaklarınında gezer ve geçtiği sokakları, gördüğü evleri, karşılaştığı insanları arkadaşı sayar. O insanlar mutluysa kendisi de mutlu olur, o insanlar hüzünlü ise kendisi de hüzünlenir. Yaz gelince bütün Petersburg halkı yazlıklara gittiği için bomboş kalan sokaklar bu genç adamı daha da hüzünlü bir ruh haline sokar. Bir gün yine Petersburg’un boş sokaklarında dolaşırken birden şehrin dışına çıktığını fark eder ama geri dönmek yerine bu gezintisine devam eder. Gece yarısına kadar dolaştıktan sonra evine dönerken yolda ağlayan bir kız görür ve yardım etmek isteyerek ona yaklaşır. Bu kızla dört gün sürecek olan sohbetleri ve bu sohbetler ile beraber aralarında oluşan ilişki genç adamın hayatında önemli değişimlere yol açar. Sade ama etkileyici bir öykü olan Beyaz Geceler’i okumalısınız. ▪️”Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?” ▪️”Ya güneş bulutların arasından bir görünüverip tekrar yağmur bulutunun ardına saklandığı için her şey gözümde soluklaşıyordu, ya da gelecek yaşamım olanca sevimsizliği, sıkıcılığıyla bir anlığına gözümün önüne gelmişti: Kendimi on beş yıl sonra yaşlanmış, ama şimdiki gibi aynı odada, aynı yalnızlıkta, yanımda da geçen yıllar boyunca zerre kadar akıllanmayan aynı Matryona’yla görmüştüm.” ▪️”Ama beni kahredişini unutmamak Nastyenka! Senin o berrak, lekesiz mutluluğuna kara bir bulut gölgesi düşürmek; duyduğum acıdan yakınarak yüreğine dert olmak, onu gizli pişmanlıklarla sızlatmak, en mutlu anlarda bile bir parça üzüntüyle çarpmasına neden olmak; onunla kol kola rahibin huzuruna yürürken o kapkara buklelerine tutturduğun narin çiçeklerin bir tanesini bile kırma ihtimali... #Dostoyevski  #BeyazGeceler 
Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
"Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz".
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
O gülün yüzü gülmüyor sensiz
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
Hepten hüzünlü bu günlerde
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
Masada tabaklar neşesiz
Koridor ıssız
Banyoda havlular yalnız
Mutfak dersen - derbeder ve pis
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
Vantilatör soluksuz
Halılar tozlu
Giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
Radyo desen sessiz
Tabure sandalyalardan çekiniyor
Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni 
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi
#CemalSüreya #sevdasözleri
Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz". Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere O gülün yüzü gülmüyor sensiz O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı Hepten hüzünlü bu günlerde Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye Masada tabaklar neşesiz Koridor ıssız Banyoda havlular yalnız Mutfak dersen - derbeder ve pis Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş Vantilatör soluksuz Halılar tozlu Giysilerim gardropda ve şurda burda Memo'nun oyuncak sepeti uykularda Mavi gece lambası hevessiz Kapı diyor ki açın beni kapayın beni Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi Radyo desen sessiz Tabure sandalyalardan çekiniyor Küçük oda karanlık ve ıssız Her şey seni bekliyor her şey gelmeni İçeri girmeni Senin elinin değmesini Gözünün dokunmasını Ve her şey tekrarlıyor Seni nice sevdiğimi #CemalSüreya  #sevdasözleri 
Knut Hamsun | Açlık
Bazı kitapları bitirip kapağını kapattığın zaman içinde oluşan tarifsiz bir duygu seni birkaç dakikalık dalgınlığa sürükler. Sabit bir noktaya odaklanıp kitabın yarattığı duygudan çıkmaya çalışırsın. Kitap okuyan herkes bu hissi bilir. Knut Hamsun’un Açlık kitabı da böyle bir kitap. Kitabın baş kahramanı Andreas, kiralık bir odada yaşıyor. İş bulmak için pek çok yere başvursa da olumlu bir sonuç alamıyor. Andreas’in yarı aç ve sefil bir halde günlerini sürdürerek verdiği bu yaşam mücadelesinin en önemli sebebi ise ünlü bir yazar olmak istemesidir. Bu kitapta, aynı zamanda oldukça gururlu olan bu adamın açlık ve sefillik ile geçen günlerin kendi benliğinde yarattığı değişime tanık oluyoruz. Yaklaşık iki saatte bitirdiğim yüz elli sekiz sayfalık bu kitap oldukça sürükleyici ve sarsıcıydı. Aranızda bu kitabı okuyan varsa fikirlerini yorum olarak bırakabilir.🙏🏻💙
Yorumların hepsini okuyorum.🤗
▪️”Gözlerimi açınca, eski alışkanlık, bugün için bir ümit var mı diye düşünmeye başladım.”
▪️”Kendimi istediğim gibi çekip çeviremeyecek kadar bitkindim adeta. Ufak ve zararlı bir sürü hayvan içime dolmuş, beni oyup boşaltmıştı.”
▪️”Tanrı’ya gittikçe daha çok hırslanıyordum. Istırap çektirmekle, karşıma engel üstüne engel çıkarmakla beni kendisine yakınlaştıracağını, yola getireceğini sanıyorsa aldanıyordu; bunu ona temin edebilirdim. İnadı karşısında ağlamaklı, başımı göğe kaldırarak bunu ona, sessizce, ilk ve son defa söyledim.”
#knuthamsun #açlık
Knut Hamsun | Açlık Bazı kitapları bitirip kapağını kapattığın zaman içinde oluşan tarifsiz bir duygu seni birkaç dakikalık dalgınlığa sürükler. Sabit bir noktaya odaklanıp kitabın yarattığı duygudan çıkmaya çalışırsın. Kitap okuyan herkes bu hissi bilir. Knut Hamsun’un Açlık kitabı da böyle bir kitap. Kitabın baş kahramanı Andreas, kiralık bir odada yaşıyor. İş bulmak için pek çok yere başvursa da olumlu bir sonuç alamıyor. Andreas’in yarı aç ve sefil bir halde günlerini sürdürerek verdiği bu yaşam mücadelesinin en önemli sebebi ise ünlü bir yazar olmak istemesidir. Bu kitapta, aynı zamanda oldukça gururlu olan bu adamın açlık ve sefillik ile geçen günlerin kendi benliğinde yarattığı değişime tanık oluyoruz. Yaklaşık iki saatte bitirdiğim yüz elli sekiz sayfalık bu kitap oldukça sürükleyici ve sarsıcıydı. Aranızda bu kitabı okuyan varsa fikirlerini yorum olarak bırakabilir.🙏🏻💙 Yorumların hepsini okuyorum.🤗 ▪️”Gözlerimi açınca, eski alışkanlık, bugün için bir ümit var mı diye düşünmeye başladım.” ▪️”Kendimi istediğim gibi çekip çeviremeyecek kadar bitkindim adeta. Ufak ve zararlı bir sürü hayvan içime dolmuş, beni oyup boşaltmıştı.” ▪️”Tanrı’ya gittikçe daha çok hırslanıyordum. Istırap çektirmekle, karşıma engel üstüne engel çıkarmakla beni kendisine yakınlaştıracağını, yola getireceğini sanıyorsa aldanıyordu; bunu ona temin edebilirdim. İnadı karşısında ağlamaklı, başımı göğe kaldırarak bunu ona, sessizce, ilk ve son defa söyledim.” #knuthamsun  #açlık 
Birkaç gündür pek kitap okuyamıyordum.🤷‍♀️
Neyse ki bugün Knut Hamsun’un Açlık kitabı ile okuma rutinime dönüş yaptım. Siz ne okuyorsunuz? Okuduğunuz kitabı yorumda benimle paylaşırsanız sevinirim. 😊💙
#knuthamsun #açlık
Birkaç gündür pek kitap okuyamıyordum.🤷‍♀️ Neyse ki bugün Knut Hamsun’un Açlık kitabı ile okuma rutinime dönüş yaptım. Siz ne okuyorsunuz? Okuduğunuz kitabı yorumda benimle paylaşırsanız sevinirim. 😊💙 #knuthamsun  #açlık 
Dün gece bu güzel kitabı okumaya başladım. Benim için keyifli ilerliyor. Bitince yorumumu paylaşacağım. Şimdilik buraya birkaç alıntı bırakıyorum.💙
▪️”Kitapları gündüz kitapları, gece kitapları olarak ikiye ayırmaya orada başladım. Gerçekten de, gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar.”
▪️”...ve şimdi geriye baktığında o yılların yaşandıkları zamankinden çok daha güzel olduğunu görüyordu.”
▪️”Yaşam ne kadar acımasız olursa olsun, mezarlıkta hep huzur vardır.”
#milankundera #varolmanındayanılmazhafifliği
Dün gece bu güzel kitabı okumaya başladım. Benim için keyifli ilerliyor. Bitince yorumumu paylaşacağım. Şimdilik buraya birkaç alıntı bırakıyorum.💙 ▪️”Kitapları gündüz kitapları, gece kitapları olarak ikiye ayırmaya orada başladım. Gerçekten de, gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar.” ▪️”...ve şimdi geriye baktığında o yılların yaşandıkları zamankinden çok daha güzel olduğunu görüyordu.” ▪️”Yaşam ne kadar acımasız olursa olsun, mezarlıkta hep huzur vardır.” #milankundera  #varolmanındayanılmazhafifliği 
Jostein Gaarder | Sofie’nin Dünyası 
15. yaş gününü kutlamaya hazırlanan Sofie, posta kutusunda bir zarf bulur. Bu zarfın içindeki “Kimsin sen?” sorusu ve daha sonra bulacağı yeni zaflardaki yeni sorular ile tanımadığı bir kişiden felsefe kursu almaya başlar.
Vaat ettiği gibi felsefe tarihi üzerine bir roman. Felsefenin doğuşu, ilk filozoflar, tarihte yer almış önemli filozoflar, felsefenin dalları, filozofların alanları gibi pek çok noktaya değinerek felsefenin geçmişten günümüze evrimini de anlatıyor. Felsefe okumak zordur, felsefeye ilgi duymayan kişiler bu konulardan çabuk sıkılır, kitabı ellerinden bırakmaları büyük olasılıktır. Ancak bu kitap akıcı ve ilgi çekici bir dille yazılmış, merak uyandıran konusu ile sıkılmanıza izin vermiyor ve sizi konunun içine çekiyor. Felsefe ile ilgili merak ettiğiniz her soruyu cevaplayacak bir bilgi hazinesi.
•
•
•
“Kendi çıkarlarına zarar vermek pahasına bile olsa kötülük etmemeye karar verdiğinde özgür bir şekilde davranıyorsun.”
•
“Önemli olan, sevgili Sofie, senin de hayatı olduğu gibi kabul eden insanlardan olmaman.”
•
“Ksenofanes, “İnsanlar, tanrıları kendilerine bakarak yarattı.” diyordu. “Ölümlüler, tanrıların da kendileri gibi doğduklarına, benzer giysileri, sesleri ve biçimleri olduğuna inandılar.” Siyahların tanrıları siyah ve basık burunlu, Trakyalılarınki ise mavi gözlü ve sarı saçlıdır. Eğer öküzler, atlar ve aslanlar da resim yapabilselerdi, atlar at, öküzler öküz benzeri tanrı resimleri çizer ve kendilerine benzeyen biçimlerde heykeller yaparlardı.
#josteingaarder #sofienindünyası
Jostein Gaarder | Sofie’nin Dünyası 15. yaş gününü kutlamaya hazırlanan Sofie, posta kutusunda bir zarf bulur. Bu zarfın içindeki “Kimsin sen?” sorusu ve daha sonra bulacağı yeni zaflardaki yeni sorular ile tanımadığı bir kişiden felsefe kursu almaya başlar. Vaat ettiği gibi felsefe tarihi üzerine bir roman. Felsefenin doğuşu, ilk filozoflar, tarihte yer almış önemli filozoflar, felsefenin dalları, filozofların alanları gibi pek çok noktaya değinerek felsefenin geçmişten günümüze evrimini de anlatıyor. Felsefe okumak zordur, felsefeye ilgi duymayan kişiler bu konulardan çabuk sıkılır, kitabı ellerinden bırakmaları büyük olasılıktır. Ancak bu kitap akıcı ve ilgi çekici bir dille yazılmış, merak uyandıran konusu ile sıkılmanıza izin vermiyor ve sizi konunun içine çekiyor. Felsefe ile ilgili merak ettiğiniz her soruyu cevaplayacak bir bilgi hazinesi. • • • “Kendi çıkarlarına zarar vermek pahasına bile olsa kötülük etmemeye karar verdiğinde özgür bir şekilde davranıyorsun.” • “Önemli olan, sevgili Sofie, senin de hayatı olduğu gibi kabul eden insanlardan olmaman.” • “Ksenofanes, “İnsanlar, tanrıları kendilerine bakarak yarattı.” diyordu. “Ölümlüler, tanrıların da kendileri gibi doğduklarına, benzer giysileri, sesleri ve biçimleri olduğuna inandılar.” Siyahların tanrıları siyah ve basık burunlu, Trakyalılarınki ise mavi gözlü ve sarı saçlıdır. Eğer öküzler, atlar ve aslanlar da resim yapabilselerdi, atlar at, öküzler öküz benzeri tanrı resimleri çizer ve kendilerine benzeyen biçimlerde heykeller yaparlardı. #josteingaarder  #sofienindünyası 
Richard Bach | Martı Jonathan Livingston
Martı Jonathan Livingston, sahip olduğu özgürlük(!) ile yetinemeyen ve kendi sınırlarını aşabilmek için çabalayan, aşabileceğine inanan bir martının öyküsüdür. Çok değerli bir kitap. Yine hayatımızı sorgulatan, aklımızda bir çok soru yaratan bir kitap.
İmkansız nedir? İmkansız kelimesi bizi yalnızca kısıtlar. Bize sınırlar çizer. Bu kelimenin hayatına girmesine izin verme. Bizler yaşayan ölüleriz. Ne için yaşarız, amacımız nedir diye hiç düşünür müyüz? Toplum baskısının olmadığı, insanların sürü psikolojisinde yaşamadığı, özgür bir dünya yaratmak mümkün müdür? Kurduğumuz hayallerin hayal olarak kalmaması için çaba göstermemiz gerekir. Bir ot gibi yaşamak istemiyorsan, seni olduğun yere bağlayan zincirlerini kırmalısın. Sınırlarını aş, o sınırlar sana ait değil.
Hepimiz için özgür bir dünya diliyorum!
•
•
•
“Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış. O zaman uçmanın anlamını daha iyi öğrenirsin.”
•
“Eğer ne yaptığını biliyorsan her zaman başarırsın. Başarmak için ne yaptığını bilmek gerek.”
•
“Hayır Jonathan, böyle bir yer yok. Cennet bir yer, bir mekân değildir, bir zaman dilimi değildir. Cennet öğrenmektir, mükemmelliktir.”
#martıjonathanlivingston #richardbach
Richard Bach | Martı Jonathan Livingston Martı Jonathan Livingston, sahip olduğu özgürlük(!) ile yetinemeyen ve kendi sınırlarını aşabilmek için çabalayan, aşabileceğine inanan bir martının öyküsüdür. Çok değerli bir kitap. Yine hayatımızı sorgulatan, aklımızda bir çok soru yaratan bir kitap. İmkansız nedir? İmkansız kelimesi bizi yalnızca kısıtlar. Bize sınırlar çizer. Bu kelimenin hayatına girmesine izin verme. Bizler yaşayan ölüleriz. Ne için yaşarız, amacımız nedir diye hiç düşünür müyüz? Toplum baskısının olmadığı, insanların sürü psikolojisinde yaşamadığı, özgür bir dünya yaratmak mümkün müdür? Kurduğumuz hayallerin hayal olarak kalmaması için çaba göstermemiz gerekir. Bir ot gibi yaşamak istemiyorsan, seni olduğun yere bağlayan zincirlerini kırmalısın. Sınırlarını aş, o sınırlar sana ait değil. Hepimiz için özgür bir dünya diliyorum! • • • “Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış. O zaman uçmanın anlamını daha iyi öğrenirsin.” • “Eğer ne yaptığını biliyorsan her zaman başarırsın. Başarmak için ne yaptığını bilmek gerek.” • “Hayır Jonathan, böyle bir yer yok. Cennet bir yer, bir mekân değildir, bir zaman dilimi değildir. Cennet öğrenmektir, mükemmelliktir.” #martıjonathanlivingston  #richardbach 
John Steinbeck | Fareler ve İnsanlar
Kitabın arkasında da yazan, romanın esas konusunu eksiksiz aktararak başlıyorum. Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşananın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz, insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; “En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider...”
Evet, kitabın konusu budur, ama anlatmak istedikleri çok daha fazladır. Lennie her ne kadar saf olarak nitelendirilse de, onun hayallerini okudukça bu dünyadaki varlığını ve amaçlarını sorgulamadan edemiyor insan. Kendi dertlerini sorguluyor. “Daha ne isteyebilirim bu hayattan?” ya da; “Daha ne kadarını gördüm bu hayatın?” “Kaç insan var benim şartlarımda yaşamanın hayalini kuran?” “Ben neyin hayalini kuruyorum?” “Neden hep daha fazlasını ister insan?” “Niye hiç doymaz?” Kendime birçok soru soruyorum ama daha çok soru var biliyorum. Bu kitap, benim buraya yazdıklarımdan daha fazlasını anlatıyor.
•
•
•
“İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun.”
•
"İnsan yanlızlıktan kafayı yer. Kim olduğu farketmez, yeter ki biri olsun."
•
Kendini benim yerime koysana. İnsanlarla konuşman yasak olsa sen ne yapardın?
John Steinbeck | Fareler ve İnsanlar Kitabın arkasında da yazan, romanın esas konusunu eksiksiz aktararak başlıyorum. Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşananın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz, insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; “En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider...” Evet, kitabın konusu budur, ama anlatmak istedikleri çok daha fazladır. Lennie her ne kadar saf olarak nitelendirilse de, onun hayallerini okudukça bu dünyadaki varlığını ve amaçlarını sorgulamadan edemiyor insan. Kendi dertlerini sorguluyor. “Daha ne isteyebilirim bu hayattan?” ya da; “Daha ne kadarını gördüm bu hayatın?” “Kaç insan var benim şartlarımda yaşamanın hayalini kuran?” “Ben neyin hayalini kuruyorum?” “Neden hep daha fazlasını ister insan?” “Niye hiç doymaz?” Kendime birçok soru soruyorum ama daha çok soru var biliyorum. Bu kitap, benim buraya yazdıklarımdan daha fazlasını anlatıyor. • • • “İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun.” • "İnsan yanlızlıktan kafayı yer. Kim olduğu farketmez, yeter ki biri olsun." • Kendini benim yerime koysana. İnsanlarla konuşman yasak olsa sen ne yapardın?
Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler kitabına başladım. Ama okuyamıyorum. İlk elli sayfayı üç kez okudum, yine de odaklanamadım.🤷‍♀️ Bu yüzden Karamazov Kardeşler’i başka bir zamanda okumak için rafa kaldırıyorum. Zaten bu kitabı yorumlayabilmek için bir kez okumanın yeterli olmayacağını düşünüyorum. Bu yüzden uzun bir süre bu kitap için yorum yapamayacağım.🙍🏻‍♀️
Arkada duran kitaplar;
• Virginia Woolf - Dalgalar
• Franz Kafka - Dava
• Sabahattin Ali - Bütün Eserleri
• Nazım Hikmet - Bütün Şiirleri
• Victor Hugo - Notre Dame’in Kamburu
• Fyodor Dostoyevski - Beyaz geceler
Aralarından Nazım Hikmet - Bütün Şiirleri kitabını okudum. Diğerleri okunmak için bekliyor. Son olarak buraya Karamazov Kardeşler’den bir alıntı bırakıyorum.
•
•
•
“Tabii acı çekiyorlar... Ama... hiç olmazsa yaşıyor, gerçek, düşsel olmayan bir hayat yaşıyorlar, çünkü hayat aslında acı demektir.”
#dostoyevski #karamazovkardeşler
Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler kitabına başladım. Ama okuyamıyorum. İlk elli sayfayı üç kez okudum, yine de odaklanamadım.🤷‍♀️ Bu yüzden Karamazov Kardeşler’i başka bir zamanda okumak için rafa kaldırıyorum. Zaten bu kitabı yorumlayabilmek için bir kez okumanın yeterli olmayacağını düşünüyorum. Bu yüzden uzun bir süre bu kitap için yorum yapamayacağım.🙍🏻‍♀️ Arkada duran kitaplar; • Virginia Woolf - Dalgalar • Franz Kafka - Dava • Sabahattin Ali - Bütün Eserleri • Nazım Hikmet - Bütün Şiirleri • Victor Hugo - Notre Dame’in Kamburu • Fyodor Dostoyevski - Beyaz geceler Aralarından Nazım Hikmet - Bütün Şiirleri kitabını okudum. Diğerleri okunmak için bekliyor. Son olarak buraya Karamazov Kardeşler’den bir alıntı bırakıyorum. • • • “Tabii acı çekiyorlar... Ama... hiç olmazsa yaşıyor, gerçek, düşsel olmayan bir hayat yaşıyorlar, çünkü hayat aslında acı demektir.” #dostoyevski  #karamazovkardeşler 
George Orwell | Hayvan Çiftliği
Hayvan Çiftliği’ni bilmeyen yoktur. Roman, bir çiftlikte yaşayan hayvanların, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirmesi ile başlıyor. Romandaki Napolyon isimli karakterin Stalin’i simgelediği söyleniyor. Her karakter üzerinden ayrı bir gönderme yapıldığı aşikar. Aynı zamanda Bir Peri Masalı olarak adlandırılan bu kitabı kahkahalar atarak -sinirden- okudum. O kadar tanıdık gelen bir hikaye ki bu, sanki bugün yazılmış gibi hissettiriyor, sanki bizi anlatıyor, bize bir ayna tutuyor. Yetmiş dört yıl önce, “reel sosyalizm”e bir eleştiri olarak yazılan bu kitap, geçen yılların bizi ileriye taşıyamamış olduğunu da gösteriyor. Herkesin okuması, iyice sindirmesi ve gerekli dersi alması gereken bir kitaptır.
•
•
•
“Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sinekler de olmasaydı, kuyruğum da.”
•
“İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de, tüm hayvanların efendisidir. Hayvanları çalıştırır, karşılığında onlara açıktan ölmeyecekleri kadar yiyecek verir, geri kalanını kendine ayırır. Bizse emeğimizle tarlayı sürer, gübremizle toprağı besleriz; oysa hiçbirimizin postundan başka bir şeyi yoktur.”
•
“İnsan ile hayvanların ortak bir çıkarı vardır, birinin dirliği öbürlerinin de dirliğidir, diyenler çıkabilir. Onlara sakın kulak asmayın. Hepsi yalan. İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.”
#hayvançiftliği #georgeorwell
George Orwell | Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği’ni bilmeyen yoktur. Roman, bir çiftlikte yaşayan hayvanların, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirmesi ile başlıyor. Romandaki Napolyon isimli karakterin Stalin’i simgelediği söyleniyor. Her karakter üzerinden ayrı bir gönderme yapıldığı aşikar. Aynı zamanda Bir Peri Masalı olarak adlandırılan bu kitabı kahkahalar atarak -sinirden- okudum. O kadar tanıdık gelen bir hikaye ki bu, sanki bugün yazılmış gibi hissettiriyor, sanki bizi anlatıyor, bize bir ayna tutuyor. Yetmiş dört yıl önce, “reel sosyalizm”e bir eleştiri olarak yazılan bu kitap, geçen yılların bizi ileriye taşıyamamış olduğunu da gösteriyor. Herkesin okuması, iyice sindirmesi ve gerekli dersi alması gereken bir kitaptır. • • • “Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sinekler de olmasaydı, kuyruğum da.” • “İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de, tüm hayvanların efendisidir. Hayvanları çalıştırır, karşılığında onlara açıktan ölmeyecekleri kadar yiyecek verir, geri kalanını kendine ayırır. Bizse emeğimizle tarlayı sürer, gübremizle toprağı besleriz; oysa hiçbirimizin postundan başka bir şeyi yoktur.” • “İnsan ile hayvanların ortak bir çıkarı vardır, birinin dirliği öbürlerinin de dirliğidir, diyenler çıkabilir. Onlara sakın kulak asmayın. Hepsi yalan. İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.” #hayvançiftliği  #georgeorwell 
Irvin D. Yalom | Nietzsche Ağladığında
Yeni konseptteki ilk paylaşımımı bu kitap ile yapmak istedim. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Bu zamana kadar okumamış olduğum için sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Fakat bu kitabı henüz okumamış olan kişileri çok şanslı görüyorum. Çok beğendiğim ve beni derinlerden etkileyen bir kitap oldu. Keşke hiç okumamış olabilsem ve her seferinde ilk kez okuyormuşum gibi tekrar başlayabilsem. Okumadan önce kitapla ilgili ufak bir araştırma yaparken bir kişinin yorumunu görmüştüm. Nietzsche felsefesine giriş olabilecek bir kitap demişti. Bu yoruma katılıyorum. Sadece Nietzsche felsefesine değil, genel olarak felsefi kitaplara ilgi duyan fakat kullanılan dilin ağırlığından dolayı başlamakta tereddüt eden (bkz: ben) kişilere çok faydalı olacağına eminim. Bir yarım herkes okusun istiyor😊, diğer yarım benden başka hiç kimse okumasın istiyor. 🤫 Umarım doğru zamanda okursunuz. Ya da hiç okumazsınız. 😂
•
•
•
“Yeni bir kumaşın nasıl dokunacağını öğretmeden mi soydum onu? “Ne için özgür” olunacağını öğretmeden mi “nelerden özgür olacağını” öğrettim acaba?”
•
“Yaşarken yaşayın! İnsan, yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman, ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez.”
•
“Çocukluğumdan beri yaşamın, birbiriyle aynı iki boşluk arasındaki bir kıvılcım olduğuna inandım: Doğumdan önceki ve ölümden sonraki karanlıklar arasındaki bir kıvılcım.”
“Yaşam, iki boşluk arasındaki kıvılcım. Güzel bir imge Josef. Ama kafamızın hep ikinci boşluğa takılması ve birinci boşluk üzerinde hiç düşünmememiz ne tuhaf, değil mi?” #nietzscheağladığında
Irvin D. Yalom | Nietzsche Ağladığında Yeni konseptteki ilk paylaşımımı bu kitap ile yapmak istedim. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Bu zamana kadar okumamış olduğum için sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Fakat bu kitabı henüz okumamış olan kişileri çok şanslı görüyorum. Çok beğendiğim ve beni derinlerden etkileyen bir kitap oldu. Keşke hiç okumamış olabilsem ve her seferinde ilk kez okuyormuşum gibi tekrar başlayabilsem. Okumadan önce kitapla ilgili ufak bir araştırma yaparken bir kişinin yorumunu görmüştüm. Nietzsche felsefesine giriş olabilecek bir kitap demişti. Bu yoruma katılıyorum. Sadece Nietzsche felsefesine değil, genel olarak felsefi kitaplara ilgi duyan fakat kullanılan dilin ağırlığından dolayı başlamakta tereddüt eden (bkz: ben) kişilere çok faydalı olacağına eminim. Bir yarım herkes okusun istiyor😊, diğer yarım benden başka hiç kimse okumasın istiyor. 🤫 Umarım doğru zamanda okursunuz. Ya da hiç okumazsınız. 😂 • • • “Yeni bir kumaşın nasıl dokunacağını öğretmeden mi soydum onu? “Ne için özgür” olunacağını öğretmeden mi “nelerden özgür olacağını” öğrettim acaba?” • “Yaşarken yaşayın! İnsan, yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman, ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez.” • “Çocukluğumdan beri yaşamın, birbiriyle aynı iki boşluk arasındaki bir kıvılcım olduğuna inandım: Doğumdan önceki ve ölümden sonraki karanlıklar arasındaki bir kıvılcım.” “Yaşam, iki boşluk arasındaki kıvılcım. Güzel bir imge Josef. Ama kafamızın hep ikinci boşluğa takılması ve birinci boşluk üzerinde hiç düşünmememiz ne tuhaf, değil mi?” #nietzscheağladığında 
"intikam iyi birşey değil,Mathilda.İnan unutmak daha iyi."#birkuplecik
"intikam iyi birşey değil,Mathilda.İnan unutmak daha iyi."#birkuplecik